
Bizden Haberler
Güzel Ahlakla İlgili Kısa Hikâyeler | Çocuklar İçin 5 Öykü
Güzel Ahlakla İlgili Kısa Hikâyeler
Güzel ahlak bazen büyük sözlerden çok, gün içinde verdiğimiz küçük kararlarda görünür. Anne-babaya saygı, dürüstlük, çalışkanlık, kibarlık, nezaket ve temizlik gibi değerler küçük bir olayın içinde bile kendini gösterebilir.
Aşağıda çocuklarla birlikte okuyabileceğiniz, bu değerleri anlatan beş kısa hikâye bulabilirsiniz.
Kapının Önündeki Spor Ayakkabılar
Anne-babaya saygı ve birbirinin emeğini fark etmek üzerine kısa bir hikâye
Emir okuldan gelince kapıyı açtı, çantasını bıraktı ve spor ayakkabılarını çıkardı. Sağdaki ayakkabı kapının önünde kaldı. Soldaki biraz daha ileri gitti. Emir ikisine de bakmadan odasına koştu.
Babası salondan seslendi:
“Emir, ayakkabılarını rafa koyar mısın?”
“Birazdan!”
Emir’in “birazdan”ları bazen gerçekten biraz sonra olurdu. Bazen de akşam olana kadar sürerdi. O gün ikincisi oldu.
Emir’in yapacak önemli bir işi vardı. Karton kutulardan küçük bir uzay üssü kuruyordu. Bir kutu kontrol merkeziydi. İki kâğıt bardak kule olmuştu. En zor yaptığı şey ise ince kartondan kestiği köprüydü. Köprü, yatağın yanından masaya kadar uzanıyordu.
Tam o sırada babası kapıda göründü.
“Emir, şarj aletimi alacağım.”
Emir hemen ayağa kalktı.
“Baba, dikkat! Köprüye basma. Çok uğraştım.”
Babası durdu. Ayağını karton köprünün üzerinden dikkatlice geçirdi. Masadan şarj aletini aldı. Çıkarken de yine aynı yere basmamaya dikkat etti.
Emir rahatladı. Köprü sapasağlamdı.
Babası şarj aletini cebine koyarken, “Markete gidiyorum,” dedi ve evden çıktı. Emir yeniden uzay üssünün başına döndü.
Bir süre sonra kapı zili çaldı.
Emir mutfağa su almaya giderken babasının marketten döndüğünü gördü. İki elinde de poşetler vardı. Kapının önündeki spor ayakkabıları ise hâlâ yerdeydi.
Babası önce sağdaki ayakkabının üzerinden geçmeye çalıştı. Sonra soldakine basmamak için yana döndü. Poşetlerden biri kapıya çarptı. İki mandalina yuvarlanıp yere düştü.
Emir olduğu yerde kaldı. Aklına odasındaki karton köprü geldi. Babası ona basmamak için durmuştu. Emir ise eve geldiğinden beri kapının önündeki iki ayakkabıya dönüp bakmamıştı bile.
Eğilip ayakkabılarını aldı. İkisini yan yana rafa koydu. Sonra yerdeki mandalinaları topladı.
“Bunları ben götüreyim,” dedi.
Babası poşetlerden birini ona uzattı.
“Teşekkür ederim.”
Birlikte mutfağa geçtiler.
Ertesi gün Emir okuldan eve geldi. Çantasını bıraktı. Ayakkabılarını çıkardı. Tam odasına koşacaktı. Bir adım attı. Sonra durdu.
Geri döndü ve ayakkabılarını rafa koydu.
Odada kartondan uzay üssü onu bekliyordu. Köprüsü de hâlâ sapasağlamdı.
Kırık Saksının Sırrı
Dürüstlük ve hatasının sorumluluğunu almak üzerine kısa bir hikâye
Arda’nın annesi mutfakta yemek hazırlıyordu. Arda ise salonda küçük kırmızı topuyla oynuyordu.
Topu yere vurdu. Bir kez. İki kez.
Üçüncüde top, Arda’nın düşündüğü yere gitmedi. Sehpanın ayağına çarptı, oradan pencerenin önüne sıçradı.
“Tak!”
Küçük saksı yere düştü.
Arda donup kaldı. Saksı iki büyük parçaya ayrılmıştı. Biraz toprak halının üzerine dökülmüştü. İçindeki küçük bitki yana yatmıştı.
Arda hemen topu aldı. Kırılan saksıya yaklaştı ama parçalara dokunmadı. Yere dökülen toprağa ve yana yatmış bitkiye baktı.
Annesine seslenmek istedi. Ama sesi çıkmadı.
Saksının durduğu pencereye baktı. Pencere biraz açıktı. Arda’nın aklına bir düşünce geldi.
Belki annesi görünce rüzgârın devirdiğini düşünürdü. Arda bunu söylemek zorunda bile kalmazdı.
Odasına geçti.
Bir süre sonra annesi salona geldi.
“Burada ne olmuş?”
Arda oyuncak arabasının tekerini çeviriyordu.
“Ne?”
“Saksı kırılmış.”
Annesi yere baktı, sonra açık pencereye.
“Rüzgâr mı devirdi acaba?”
Arda’nın parmağı arabanın tekerinde durdu. İşte beklediği şey olmuştu. Hiçbir şey söylemezse annesi öyle sanacaktı.
Bir saniye geçti. Sonra bir saniye daha.
Arda arabayı yere bıraktı.
“Rüzgâr değildi.”
Annesi ona baktı.
“Topum çarptı,” dedi Arda. “Salonda oynuyordum.”
Annesinin ne söyleyeceğini bekledi.
“Önce bitkiye bakalım,” dedi annesi.
Annesi kırık parçaları dikkatlice topladı. Arda da mutfaktan boş bir yoğurt kabı getirdi. Annesi kabın altına birkaç küçük delik açtı. Sonra birlikte bitkiyi yeni kabına yerleştirdiler.
Kırmızı topunu eline aldı. Bu kez odasına götürdü.
Pencerenin önündeki bitki biraz eğri duruyordu. Ama yerindeydi.
Arda da artık annesinin rüzgâr hakkında ne düşüneceğini merak etmiyordu.
Bir Türlü Uçmayan Uçurtma
Çalışkanlık, sabır ve yeniden denemek üzerine kısa bir hikâye
Kerem’in elinde iki ince çıta, renkli bir kâğıt ve uzun bir ip vardı. Masadaki bütün malzemelere baktı.
“Bugün uçurtma yapacağım.”
Arkadaşı Efe, geçen hafta parka hazır bir uçurtma getirmişti. İpi biraz bırakınca uçurtma hemen yükselmişti. Kerem de kendi uçurtmasını yapmak istiyordu.
İki çıtayı üst üste koydu. İple bağladı. Kâğıdı kesti. Kenarlarını yapıştırdı. Sonunda ortaya biraz yamuk, ama kesinlikle uçurtmaya benzeyen bir şey çıktı.
Kerem onu alıp tepeye koştu. Rüzgâr vardı.
İpi tuttu. Koştu.
Uçurtma bir an havalandı. Sonra burnunu yere sapladı.
Kerem kaldırıp yeniden denedi. Bu kez iki saniye uçtu. Sonra kendi etrafında dönüp çimenlere düştü.
Kerem kaşlarını çattı.
“Sen uçurtma mısın, pervane misin?”
Uçurtma cevap vermedi.
Eve döndüğünde onu masanın üzerine bıraktı. Artık yapmak istemiyordu.
Bir süre sonra yanından geçerken durdu. Uçurtmanın bir tarafı ötekinden daha geniş görünüyordu.
Cetveli aldı. Gerçekten de öyleydi. Kâğıdın kenarını biraz düzeltti.
Ertesi gün yeniden tepeye çıktı. Koştu. Uçurtma yükseldi. Kerem sevindi.
Ama bu kez de sağa sola sallanmaya başladı ve yine yere düştü.
Tam o sırada Efe geldi. Elinde hazır uçurtması vardı. Efe’nin uçurtması kısa sürede gökyüzündeydi.
Kerem kendi uçurtmasına baktı.
“Benimki yine olmadı.”
Onu katlayıp eve götürmeyi düşündü. Sonra yerdeki kuyruğuna baktı. Çok kısaydı.
Eve dönünce eski bir kumaştan birkaç şerit kesti. Kuyruğu uzattı. İpin bağlandığı yeri biraz değiştirdi.
Üçüncü gün yeniden tepeye çıktı. Bu kez koşmaya başlamadan önce uçurtmayı iyice kontrol etti. Sonra rüzgâra döndü.
Koştu.
Uçurtma yerden yükseldi. Bir metre. İki metre. Biraz sallandı.
Kerem ipi gevşetti. Uçurtma bu kez düşmedi.
Gökyüzünün en yükseğinde değildi. Efe’ninkinden de daha yukarı çıkmamıştı. Ama uçuyordu.
Kerem bir süre başını kaldırıp onu izledi. İlk gün yamuk olan kenarı düşündü. İkinci gün kısa kalan kuyruğu. Sonra elindeki ipe baktı.
Rüzgâr ipi hafifçe çekiyordu.
Kerem gülümsedi.
“Demek kuyruğun kısa geliyormuş.”
Uçurtma yine cevap vermedi. Ama bu kez havada kaldı.
Sıradaki Sandalye
Kibarlık, nezaket ve karşımızdakini dinlemek üzerine kısa bir hikâye
Çocuk kütüphanesinde o gün resim atölyesi vardı. Masada boyalar, kalemler ve kocaman kâğıtlar duruyordu.
Atölyenin sonunda herkes yaptığı resmi gösterecekti.
Mina bir lunapark çizmişti. Dönme dolap vardı. Balonlar vardı. Üç çeşit dondurma vardı. Bir de tam ortada kocaman bir kaydırak.
Resmini göstermek için sabırsızlanıyordu.
Önce Deniz ayağa kalktı.
“Ben denizin altında bir—”
Mina hemen araya girdi.
“Ben de balık çizmiştim ama sonra sildim!”
Deniz kısa bir süre durdu. Sonra resmini anlatmaya devam etti.
Sıra Elif’e geldi. Elif küçük bir ev çizmişti.
“Bu evin arkasında bir—”
“Benim evimde havuz var!” dedi Mina. “Bakın, şurada!”
Kendi resmini havaya kaldırdı.
Elif elindeki kâğıdı biraz aşağı indirdi.
“Sen anlat,” dedi.
Sonra yerine oturdu.
Biraz sonra sıra Mina’ya geldi. Mina hemen ayağa kalktı.
“Ben lunapark yaptım. Burada dönme dolap var. Şurada da—”
“Ben dönme dolaba binmiştim!” dedi yan taraftaki çocuk.
Mina durdu.
“Bir de şu tarafta üç tane—”
“Ben çilekli dondurma seviyorum!”
Mina yine durdu. Resmine baktı.
Söyleyecekleri hâlâ aklındaydı ama onları anlatmak birden zorlaşmıştı.
Atölye devam etti.
Bir süre sonra Mina sandalyesine oturdu. Yanındaki boş sandalyeyi fark etti. Elif biraz ileride sessizce resmine bakıyordu.
Mina sandalyeyi ona doğru çevirdi.
“Elif.”
Elif baktı.
“Senin resmin yarım kalmıştı.”
Elif sandalyesini yaklaştırdı. Resmini yeniden açtı.
“Evin arkasında küçük bir bahçe var,” dedi.
Mina bu kez bir şey söylemedi.
Elif bahçedeki ağacı gösterdi. Sonra pencerenin yanındaki kediyi. En son, çatının üzerindeki küçücük bacayı anlattı.
“Bitti,” dedi.
Mina gülümsedi.
“Ben kediyi fark etmemiştim.”
Elif de gülümsedi.
“Çünkü daha oraya gelememiştim.”
Piknikten Sonra
Temizlik ve ortak alanlara özen göstermek üzerine kısa bir hikâye
Ece ile kuzeni Can piknik boyunca tek bir şeyi beklemişti: parkın öbür ucundaki oyun alanına gitmek.
Ama önce yemek yenmişti. Sonra karpuz kesilmişti. Sonra çay içilmişti. Sonra da büyükler bir türlü kalkmamıştı.
Nihayet masadaki tabaklar toplanmaya başladı.
“Biz oyun alanına gidebilir miyiz?” diye sordu Ece.
“Eşyalar toplanınca,” dedi annesi.
Ece hemen kendi meyve suyu kutusunu aldı ve çöp poşetine attı.
“Benimki tamam!”
Can da bardağını attı.
İkisi koşmaya hazırlanıyordu ki rüzgâr çıktı. Masanın üzerindeki peçetelerden biri havalandı. Ardından küçük bir kâğıt parçası uçtu. Bir peçete daha.
Can arkasından baktı.
“Uçuyorlar.”
Ece omuz silkti.
“Benim çöpüm değil.”
Oyun alanına doğru yürümeye başladılar.
İlk peçete çimlerin üzerine düştü. Küçük kâğıt ise hâlâ yuvarlanıyordu.
Biraz ileride küçük bir çocuk onu yakalamaya çalıştı. Kâğıt çocuk yaklaştıkça yeniden havalanıyordu.
Çocuk koştu. Kâğıt kaçtı. Çocuk yine koştu.
Ece durdu. Can da durdu.
Rüzgâr bu kez başka bir peçeteyi onların önünden geçirdi. Can peçetenin üzerine ayağını bastı.
“Birini yakaladım!”
Ece koşup küçük kâğıdı aldı.
“Ben de!”
Bir anda oyun alanına gitmeden önce başka bir oyun başlamıştı.
Can çalının yanındaki peçeteyi topladı. Ece bankın ayağına takılan kâğıdı aldı. Rüzgâr yeni bir tane uçurduğunda ikisi de peşinden koştu.
Son parçayı Ece yakaladı. Hepsini çöp poşetine attılar.
Can etrafına baktı.
“Başka kaçan var mı?”
Yoktu.
Ece ile Can oyun alanına doğru koştu.
Az önce kâğıdın peşinden koşan küçük çocuk kaydırağın tepesindeydi. Ece’yi görünce elini salladı. Ece de ona el salladı.
Tam o sırada rüzgâr çimenlerin üzerinden yeniden geçti.
Bu kez peşinden koşacak hiçbir şey yoktu.
Hikâyelerden Sonra Birlikte Konuşabilirsiniz
Bir hikâye bittikten sonra hemen ne anlattığını açıklamak gerekmeyebilir. Bazen küçük bir soru, çocuğun hikâyede kendi fark ettiği şeyi anlatmasına daha çok alan açar.
Birlikte okuduktan sonra “En çok hangi hikâye aklında kaldı?” ya da “Sen bu hikâyelerden birinin içinde olsaydın hangi anda farklı davranırdın?” diye sorabilirsiniz.
Cevabın hemen gelmesi de gerekmez. Bazen çocukların aklında bir uçurtma, kırık bir saksı ya da kapının önünde unutulmuş iki spor ayakkabı kalır.
Güzel Ahlak Üzerine Başka Hikâyeler
Buradaki kısa öyküler, güzel ahlakın gündelik hayatın içindeki farklı hâllerine odaklanıyor. Bu konuyu çocuklarla başka hikâyeler üzerinden sürdürmek isteyenler, Hadislerle Güzel Ahlak serisini de inceleyebilir.
